| |
Şiirler |
Acaba |
Nereden başlasam acaba yazmaya Anlam veremediğim şeylerden mi Gizli kapaklı yerlerden mi Bu ne çıkılmaz bir yokuş Bu nasıl bir değiş tokuş Kapılmışım yüreğimin akışına Bir sağa bir sola gidiyorum Arayıp bulamadığım karanlığın çıkışına Düşe kalka ilerliyorum...
Bilmediklerim çıkıyor karşıma Fırtınalar fink atıyor Kara bulutlar çıkın karşıma İçimde bir ölü yatıyor Son hamlenizi yapın sıra bana gelecek Şah damarlarınızdan vuracağım sizi Bu karamsarlığım bir gün bitecek İşte ben burada dimdik duracağım |
Daha Dün Gibi |
daha dün gibi çocukluğumun suskun günleri ellerim kanamış ayazda ayağımda çizmeler misket oynadığım günler daha dün gibi
ilk sevdaya tutulduğum her gün evlerinin önünden geçip göremezsem karnıma ağrılar saplanan esmer güzeli ilk sevda acısını tanıdığım günler daha dün gibi yüreğimde ağıt ağıt duruyor
daha dün gibi kimsesiz kalışım yeryüzü cehenneminde soğan ekmeği suya katık edişim ayaz gecelerde kapısız penceresiz odalarda yatışım yıldızları gözlerime saklayıp karanlığa gülüşüm umutsuzluğu yaşayıp umudu buluşum daha dün gibi
daha dün gibi sigaramdan ilk nefesim sessiz gecelerde yalnız kalışım kalleş bir yumruk gibi betona düşüşüm bir gece vakti kör ışıkların sessizliğinde yediveren güllere sarılışım kokunu özleyişim daha dün gibi ağıt ağıt yüreğimde
ilk ağladığım gün daha dün gibi sırılsıklam sokak ortasında yağmur altında yağmur bana ağlamıştı ben yağmura karışmıştım ve ben daha sıkı sarılmıştım yalnızlığıma sımsıkı sonra bedenimin ürpertisi sarmıştı korkularımı daha dün gibiydi senin yokluğunun acısı
daha dün gibi saklı hala yüreğimde |
Zaman |
Zaman ki: Tezgahinda dokudu beni, Ölümü unutturdu dindar ruhuma.
Zaman ki; bir hece de okudu beni Gül diye dikenleri serdi yoluma.
Özledigim bir rüya bu gün sevgilim; Iklimlerin bittigi yerde o şimdi. Zihnimde kanat açan pembe emelim Bir zaman bana yardi, benim eşimdi.
Fakat savurdu onu zaman rüzgari, Ebediyyet yolunda agliyor şimdi. Zaman, aldi elimden yeşil bahari. Bilmiyorum neyimdi o benim, kimdi?
Zaman yollari diken, derin uçurum, Maceralarim öksüz, gözlerimde yaş, - Zamanin kollarinda ah... ölüyorum Yetişir artik zaman, bagrin niye taş? |
Kahveler Gazeteler |
Kimini vurguncu yaptı 39 harbi Kimini karaborsacı Laf olur diye dost çayı içmeyenler Mahkemelik oldu rüşvet yüzünden Gaz fişi, ekmek karnesi derken Kimler karışmadı ki piyasaya "Kimini sefil etti 39 harbi, kimini şair etti." Beni de gazete tiryakisi. Dadandık kahvelere ajans yüzünden, Bir bardak ıhlamur bedeline Yeni nizamdan dem vuran yazılar okuduk Düştuk eli kalem tutup da Eli silah tutmayanların peşine, Cenk meydanlarını dolaştık, Denizler geçtik dağlar aştık, Gün oldu kırıldı kanadımız Kaldık çöllerde. Gün oldu Urallar'dan vurup Ulaşmak istedik Kızilelma'ya Yürüdük şehir şehir, bir de ne görelim Arpa boyu yol gitmişiz! Düşenin dostu mu olur, Zafer nerde, biz orda: "Meserret" de kurtardık Sivastopol'u "İkbal" de girdik Berlin'e Atikali kahvesinde patladı Atom bombası Pes dediler, bir yaz akşamı Şehzadebaşı'nda Japonlar, Çektik zafer bayrağını kapıya! |
Zafer Türküsü |
Yaşamaz ölümü göze almayan Zafer, göz yummadan koşar da gider. Bayrağa kanının alı çalmayan Gözyaşı boşana boşana gider!
Kazanmak istersen sen de zaferi Gürleyen sesinle doldur gökleri Zafer dedikleri kahraman peri Susandan kaçar da coşana gider.
Bu yolda herkes bir ey delikanlı Diriler şerefli ölüler şanlı Yurt için döğüşen başı dumanlı Her zaman bu şandan, o şana gider. |
Filizkıran Fırtınası |
gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası evler yemen türküsü sokaklar seferberlik öyle bir gariplik ki öyle bir tedirginlik yaz başında güz sonrası
ayvalar çiçekteydi güller daha tomurcuk açıl demişti güneş açılmıştı kıraçta kış elmaları çözül demişti güneş çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında dallarda yuvalar tüy kokuyordu düğünçiçekleri şenlikli
gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası ne dal kaldı ne tomurcuk yerden yere çaldı otları ağaçları insan yüzlü bir korkuluk üşüdüm dünyalarca baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık bahardan kışa düştüm
acılı günler gördüm sığdıramam bir tek günü bir koca yıla geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında nice baharları kışlara gömdüm uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun uzak düştüm umudundan mutundan yomundan uzak düştüm bunaltının böylesini görmedim
severim fırtınanın her türlüsünü ormanlar uğultulu sular dalgalı severim filizkıran fırtınası'nı kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü nerde benim baharım dalım yaprağım nerde gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü ne kuş kalmış ne çiçek ne kırmızı ne yeşil sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü
1978 |
<< Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki >> |
|
|